18 Eylül 2013 Çarşamba

Savaşçının Yolu - Fiziksel Güç 1

Sözlük anlamı olarak savaşçı; harbe katılan, askerlik yapan, cengaverlik gösteren gibi anlamlara gelmektedir. Ancak bu özel anlamlarının çok ötesinde savaşçıyı; hayatta kalma yeteneği olan, kazanmak için mücadele eden, asla vazgeçmeyen ve zafere odaklanmış biçimde harekete geçen canlı olarak tanımlayabiliriz. Erkek insanı, milyonlarca yıllık yaşam serüveninin sonunda hayatta kalmak ve neslinin devamlılığını sürdürebilmek için çeşitli yetenekler geliştirdi, işte bu yeteneklerin en önemlisi savaşçılıktı. Geçirilen her zorlu çağ, erkek insanına yeni özellikler kazandırdı. Beslenme ihtiyacını karşılamak için toplayıcılık ve avcılık yapmayı öğrendi. Yırtıcıların, hastalıkların ya da kendi türünden olanların tehditlerinden korunabilmek için kaçmayı, plan yapmayı ve savaşmayı öğrendi. Bu mücadele esnasında kol ve bacak kasları gelişirken, muhakeme ve mantık yeteneği de beyninin büyümesiyle birlikte ileri seviyelere ulaştı. Erkek insanı, kısaca özetlediğimiz bu yaşam mücadelesi içinde her şeyden önce fiziksel olarak güçlenmiş bir savaşçıya dönüştü.

Özgür, güçlü, bağımsız ve lider bir erkek olarak yaşamamızı sürdürmek ve neslimizi gelecek kuşaklara aktarmak istiyorsak savaşçı atalarımızın bize miras bıraktığı genleri tekrar harekete geçirmeliyiz. Bunun için atmamız gereken ilk adım sağlıklı ve güçlü bir bedene ulaşmak ve onu korumak. Oysa günümüzün modern kent yaşamı bizi her geçen gün tembelleştiriyor, hantallaştırıyor ve güçsüzleştiriyor. Bu fiziksel güçsüzlük kişiliğimizin de belirleyici unsuru haline geliyor ve hayat karşısında zayıf düşmüş erkeklere dönüşüyoruz. Stresle, kiloyla, eklem ağrılarıyla, kanserle ve daha nice hastalıkla boğuşan; tüm yaşamını kariyer, para ve güvenlik kaygısıyla geçiren birer ölüm korkuluğu halini alıyoruz. Peki ne yapmalıyız? Her erkek, liderliği, kontrolü ve hükmediciliği yani doğanın kendisine kazandırdığı yetenekleri ortaya çıkarabilmek için önce bedenine yatırım yapmalıdır. Sağlıklı beslenmeli, düzenli uyumalı, egzersiz yapmalı ve hayat boyu bir savaş sanatıyla ilgilenmelidir. Savaşçı olmanın zorbalık, zalimlik ve haksızlık olduğu anlayışı yerine onun güç, kontrol ve hayatta kalma becerisi olduğuna inanmalıyız.

Günümüzde savaşların, acıların ve yok oluşların hiç bitmediği Asya ve Orta Doğu coğrafyasını gözlemlediğinizde, buralarda yaşayan halkların erkeklerinin savaşçı özelliklerini yitirmiş olduklarını anlayabilirsiniz. Bir ülkede ne kadar güçsüz insan olursa, orada zalimlerin daha büyük bir iktidar yarattıklarını görmek mümkündür. Savaşçı olmak, savaş başlatmak ve kan dökmek değildir aksine savaşı sonlandıracak güçte olmak demektir. Bu nedenle yazılanlardan insanların birbiriyle savaşmasının normal olduğu sonucu çıkarılmamalıdır. Konumuza yani savaşçı ve bilge erkeğin fiziksel olarak güçlü olmasına dönecek olursak tüm yaşamamızın bunun üzerine kurulu olduğunu söyleyebiliriz. Fiziksel gücümüzün temeli çocukluğumuzda atılır ama tüm yaşamamız boyunca bu gücü geliştirmek ve korumak bizim elimizde..


Sonraki Yazı: Fiziksel Güç 2

12 Eylül 2013 Perşembe

Başlarken..

Merhaba!

Sayfanın adresinden de anlaşılacağı gibi bu bir keşif yolculuğu, bu yolculuğu unutturulmuş bir benliğin arayışı olarak da tarif edebiliriz. ‘Erkek Olmak' dendiğinde aklınızda ne canlanıyor? Sünnet olmak mı, askere gitmek mi, evlenmek mi, baba olmak mı? Ailenin, toplumun, medyanın ve dahası günümüz kültürünün 'erkek olmak' üzerine çok da düşünmediği ortada. Erkeğe bakış açısı, onun ergenliğe girişinden itibaren dişiden haz duyan ve onu dölleyen, öfkelenen, egosunu besleyen, kıskanan, huysuzluk çıkaran, arabasını seven ya da daha fazlasını elde etmeye çalışan açgözlü bir canlı olduğu yönünde.  Bu bakış açısına göre erkeğin bir sürü ev ödevi ve sorumluluğu bulunuyor. Bunlar arasında iyi vatandaş, hayırlı evlat, müşfik baba, kıskanç koca, ev reisi, tedarikçi, şehit, gazi, kariyer tutkunu, para ve materyal düşkünü olmak gibi bizim kendimizi keşfetmemize engel olan binlerce yükümlülük yer alıyor. Erkek egemen olduğunu söyledikleri bir kültürde doğuyoruz, bir oğulları olduğu için anne-babamız büyük mutluluk ve gurur duyuyor. Sonra büyümeye başlıyoruz ve büyüdükçe itaat kültürünü derinden hissetmeye başlıyoruz. Bize, durumu anlamayalım diye ne kadar değerli bir varlık olduğumuz sürekli anlatılıyor. O kadar değerliyiz ki henüz kanunlar önünde reşit sayılmadığımız ama her türlü travmaya ve etkiye açık olduğumuz yaşlarda vücudumuzun bir parçası budanıyor. Ne de olsa bu o kadar da önemli bir organ değil ve onu taşıdığımız için hayat boyunca utanç duymamız sağlanıyor. İlk kurban ritüelinin ardından sürekli bizim dışımızda bir şeye feda ediliyoruz. Durum öyle bir noktaya geliyor ki hiçbirimiz bu itaat ve feda kültürünü sorgulamayı bile aklımızdan geçirmiyoruz. Utanmamız, çekinmemiz, ağlamamamız, gülmememiz, çalışmamız ve günü geldiğinde hazlarımız için onların istediği gibi davranmamız isteniyor. Tek yaptığımız, ailemizin ve toplumun sözünden çıkmamak halini alıyor. Bizim için uygun görülen okula gidiyor, uygun görülen işe giriyor ve makbul buldukları eşle hayatımızı onların uygun bulduğu şekilde birleştiriyoruz. Bu filmi neredeyse herkesin çok tanıdık bulduğunu görür gibiyim.

Yukarıda içinizi karartmaya bolca yetecek “acıtan gerçekler”in bazılarını sıraladım. Bu tespitleri kurban rolümüzü pekiştirmek için ya da bizi bir yere götürmeyecek tartışmalara bir yenisini daha eklemek için yapmıyorum. İçinde bulunduğumuz hücreden çıkmak ve duvarlarımızı yıkmak için önce sağlam bir durum analizi yapmamız gerekiyor ama bunun bir sızlanma ayinine dönüşmesini istemediğim için hepinizin çok iyi bildiği bu gerçekleri rüzgar hızıyla geçiyorum. Peki baştaki soruya dönecek olursak “Erkek Olmak” nedir? Gerçek anlamda erkek olma kavramını, savaşçının yolu ve bilgenin yolu diye iki ayrı düzlem üzerinde ve bunların dengeye oturmuş hali olarak anlatacağım. 

Bir sonraki yazı: "Savaşçının Yolu- Fiziksel Güç"