12 Eylül 2013 Perşembe

Başlarken..

Merhaba!

Sayfanın adresinden de anlaşılacağı gibi bu bir keşif yolculuğu, bu yolculuğu unutturulmuş bir benliğin arayışı olarak da tarif edebiliriz. ‘Erkek Olmak' dendiğinde aklınızda ne canlanıyor? Sünnet olmak mı, askere gitmek mi, evlenmek mi, baba olmak mı? Ailenin, toplumun, medyanın ve dahası günümüz kültürünün 'erkek olmak' üzerine çok da düşünmediği ortada. Erkeğe bakış açısı, onun ergenliğe girişinden itibaren dişiden haz duyan ve onu dölleyen, öfkelenen, egosunu besleyen, kıskanan, huysuzluk çıkaran, arabasını seven ya da daha fazlasını elde etmeye çalışan açgözlü bir canlı olduğu yönünde.  Bu bakış açısına göre erkeğin bir sürü ev ödevi ve sorumluluğu bulunuyor. Bunlar arasında iyi vatandaş, hayırlı evlat, müşfik baba, kıskanç koca, ev reisi, tedarikçi, şehit, gazi, kariyer tutkunu, para ve materyal düşkünü olmak gibi bizim kendimizi keşfetmemize engel olan binlerce yükümlülük yer alıyor. Erkek egemen olduğunu söyledikleri bir kültürde doğuyoruz, bir oğulları olduğu için anne-babamız büyük mutluluk ve gurur duyuyor. Sonra büyümeye başlıyoruz ve büyüdükçe itaat kültürünü derinden hissetmeye başlıyoruz. Bize, durumu anlamayalım diye ne kadar değerli bir varlık olduğumuz sürekli anlatılıyor. O kadar değerliyiz ki henüz kanunlar önünde reşit sayılmadığımız ama her türlü travmaya ve etkiye açık olduğumuz yaşlarda vücudumuzun bir parçası budanıyor. Ne de olsa bu o kadar da önemli bir organ değil ve onu taşıdığımız için hayat boyunca utanç duymamız sağlanıyor. İlk kurban ritüelinin ardından sürekli bizim dışımızda bir şeye feda ediliyoruz. Durum öyle bir noktaya geliyor ki hiçbirimiz bu itaat ve feda kültürünü sorgulamayı bile aklımızdan geçirmiyoruz. Utanmamız, çekinmemiz, ağlamamamız, gülmememiz, çalışmamız ve günü geldiğinde hazlarımız için onların istediği gibi davranmamız isteniyor. Tek yaptığımız, ailemizin ve toplumun sözünden çıkmamak halini alıyor. Bizim için uygun görülen okula gidiyor, uygun görülen işe giriyor ve makbul buldukları eşle hayatımızı onların uygun bulduğu şekilde birleştiriyoruz. Bu filmi neredeyse herkesin çok tanıdık bulduğunu görür gibiyim.

Yukarıda içinizi karartmaya bolca yetecek “acıtan gerçekler”in bazılarını sıraladım. Bu tespitleri kurban rolümüzü pekiştirmek için ya da bizi bir yere götürmeyecek tartışmalara bir yenisini daha eklemek için yapmıyorum. İçinde bulunduğumuz hücreden çıkmak ve duvarlarımızı yıkmak için önce sağlam bir durum analizi yapmamız gerekiyor ama bunun bir sızlanma ayinine dönüşmesini istemediğim için hepinizin çok iyi bildiği bu gerçekleri rüzgar hızıyla geçiyorum. Peki baştaki soruya dönecek olursak “Erkek Olmak” nedir? Gerçek anlamda erkek olma kavramını, savaşçının yolu ve bilgenin yolu diye iki ayrı düzlem üzerinde ve bunların dengeye oturmuş hali olarak anlatacağım. 

Bir sonraki yazı: "Savaşçının Yolu- Fiziksel Güç"


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder