Sözlük anlamı olarak savaşçı; harbe katılan, askerlik
yapan, cengaverlik gösteren gibi anlamlara gelmektedir. Ancak bu özel
anlamlarının çok ötesinde savaşçıyı; hayatta kalma yeteneği olan, kazanmak için
mücadele eden, asla vazgeçmeyen ve zafere odaklanmış biçimde harekete geçen
canlı olarak tanımlayabiliriz. Erkek insanı, milyonlarca yıllık yaşam
serüveninin sonunda hayatta kalmak ve neslinin devamlılığını sürdürebilmek için
çeşitli yetenekler geliştirdi, işte bu yeteneklerin en önemlisi savaşçılıktı.
Geçirilen her zorlu çağ, erkek insanına yeni özellikler kazandırdı. Beslenme
ihtiyacını karşılamak için toplayıcılık ve avcılık yapmayı öğrendi.
Yırtıcıların, hastalıkların ya da kendi türünden olanların tehditlerinden
korunabilmek için kaçmayı, plan yapmayı ve savaşmayı öğrendi. Bu mücadele
esnasında kol ve bacak kasları gelişirken, muhakeme ve mantık yeteneği de
beyninin büyümesiyle birlikte ileri seviyelere ulaştı. Erkek insanı, kısaca
özetlediğimiz bu yaşam mücadelesi içinde her şeyden önce fiziksel olarak
güçlenmiş bir savaşçıya dönüştü.
Özgür, güçlü, bağımsız ve lider bir erkek olarak
yaşamamızı sürdürmek ve neslimizi gelecek kuşaklara aktarmak istiyorsak savaşçı
atalarımızın bize miras bıraktığı genleri tekrar harekete geçirmeliyiz. Bunun
için atmamız gereken ilk adım sağlıklı ve güçlü bir bedene ulaşmak ve onu
korumak. Oysa günümüzün modern kent yaşamı bizi her geçen gün tembelleştiriyor,
hantallaştırıyor ve güçsüzleştiriyor. Bu fiziksel güçsüzlük kişiliğimizin de
belirleyici unsuru haline geliyor ve hayat karşısında zayıf düşmüş erkeklere
dönüşüyoruz. Stresle, kiloyla, eklem ağrılarıyla, kanserle ve daha nice
hastalıkla boğuşan; tüm yaşamını kariyer, para ve güvenlik kaygısıyla geçiren
birer ölüm korkuluğu halini alıyoruz. Peki ne yapmalıyız? Her erkek, liderliği,
kontrolü ve hükmediciliği yani doğanın kendisine kazandırdığı yetenekleri
ortaya çıkarabilmek için önce bedenine yatırım yapmalıdır. Sağlıklı beslenmeli,
düzenli uyumalı, egzersiz yapmalı ve hayat boyu bir savaş sanatıyla
ilgilenmelidir. Savaşçı olmanın zorbalık, zalimlik ve haksızlık olduğu anlayışı
yerine onun güç, kontrol ve hayatta kalma becerisi olduğuna inanmalıyız.
Günümüzde savaşların, acıların ve yok oluşların hiç
bitmediği Asya ve Orta Doğu coğrafyasını gözlemlediğinizde, buralarda yaşayan
halkların erkeklerinin savaşçı özelliklerini yitirmiş olduklarını
anlayabilirsiniz. Bir ülkede ne kadar güçsüz insan olursa, orada zalimlerin
daha büyük bir iktidar yarattıklarını görmek mümkündür. Savaşçı olmak, savaş
başlatmak ve kan dökmek değildir aksine savaşı sonlandıracak güçte olmak demektir.
Bu nedenle yazılanlardan insanların birbiriyle savaşmasının normal olduğu
sonucu çıkarılmamalıdır. Konumuza yani savaşçı ve bilge erkeğin fiziksel olarak
güçlü olmasına dönecek olursak tüm yaşamamızın bunun üzerine kurulu olduğunu
söyleyebiliriz. Fiziksel gücümüzün temeli çocukluğumuzda atılır ama tüm yaşamamız
boyunca bu gücü geliştirmek ve korumak bizim elimizde..
Sonraki Yazı: Fiziksel Güç 2
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder